1. melogaman:

    ”Nerede bir lamba hüküm sürmüşse, anılar orada hüküm sürmektedir.” diyor Bachelard. Duyduğum andan beri, lambaların duvarda yansıyan bilge aydınlıklarında ellerini tutmaya cesaret edemeyişlerimi anıyorum. En çok o var çünkü, bilirsin. Ellerini tutmaya, söylemeye, sarılmaya, yüzünü okşamaya,…

     

  2. Eli kanlı krallar

     

  3. Sen bir babanın huzuru da olabilmişsin. Bir baba sana bakmış, gülmüş. Balonlarına bakmış, gülmüş. Çiçeklerine bakmış, gülmüş. Gülüşünü görmüş. Baba her şeyi görmüş. Gıkını bile çıkarmamış; içinden ‘mutluluklar’ mı dilemiş? Sen bir babanın gençliğini hatırlayışı olabilmişsin belki, ki o baba her şeyi bilir. O babanın huzuru olabilmişsin sen. İçindeyim huzurun, içindeyim senin. Limanım.

     

  4. Bazen bir an geliyor, öyle çok küfür doluyor ki ağzıma.

    Ah öyle çok ki.

    Öyle çok ki!

     

  5. Son 1 aydır, ne çok yürüdüm. Her gün yürüdüm, kilometrelerce. Sen yoktun; ben, nasıl yürüdüm?
    Seninle şöyle uzuncak yürümeleri ne severim de sen belimden tutarken, yoruldum, biraz otursak bugün? Bu günü boşver, zamanı yok edemez miyiz?
    Bugünlerden ziyade anlarla hesaplaşırız. Bir gün kaç an eder henüz bilinmiyor nasılsa.
    Ayaklarımızı uzun uzatabilsek ne olur ki. ‘Sen nasıl istersen aşkım’ de her zamanki gibi bana. Işıkları biz kapatabiliriz zaten ve bir de herkes sussarsa, sessizliği birlikte tutarız o zaman. Nasıl fikir?
    Her şeyimle geleceğim ve her şeyine ihtiyacım olacak.
    Zamanı benimle yok eder misiniz?

     

  6. Ben 10bini aşkın kilometredir uzak olan, senden. Ve 1 hafta olmadı, bu da süresi bu problemin.
    Uzaklar çokken, dayanamamak mümkün. Diyeceksiniz, dayanmayıp ne yapacaksın? Ölmezsin, korkma.
    Göreceğiz, gerçekten dayanamayan insana ne oluyor.

    Aylardan Kasım olduğu zaman ne mi olacak. Belki o zaman ilk vakası olurum dayanamamaların.
    Dayanamadı uzaklara, öldü.
    Nasıl bilirdiniz?

     

  7. Size doymak mümkün müdür beyfendi?

     
  8. Size bir şey açıklamak istiyorum.

    Ben, kararımı verdim.

     

  9. Hepimiz, birer birer; o kadar yalnızız ki.
    Bunu unutmamak istiyorum, hep hatırlamak, aklımın köşesinde tutmak, bilmek ama bilmemezlikten gelmek istiyorum.
    Bilmemezlikten geldiğimi sanıp, gerçekten unuttuğumun farkına varamamak değil.
    Önce akılda tutmak ve sonra ağlamamak.
    Ağlamamak istiyorum.
     

     
  10. underground-literature:

    Akşam, evine yorgun dönersin. Karına anlatacağın bir sürü olay birikmiştir; içinde bir takım duygular gelişmiştir. Anlatmaya başlarsın. Birden, içinde bir duraklama duyarsın.  “Şey” engel olur sana:  söyleme onu, der.  Her “şey”i anlatma. Belki sözlerinin arasında, farkında olmadan beni ele verirsin. Belki anlar: insan bu bilinmez. Sen gene dikkat et; her “şey”i ayrıntılı anlatma o kadar. Bütün “şey” ayrıntılarda değil midir zaten? Ayrıntılarda ele vermez mi insan kendini?  Başkalarına anlatamadıklarınla beslenir, varlığını sürdürür herhalde.  Başkalarından saklandıklarınla gelişir.  Fakat, her zaman güvenebilirsin ona.  Yalnız kaldığın, yalnız ve çaresiz bırakıldığın zaman,  karşındakine har şeyini verdiğini ve tükendiğini sandığın zaman (karşındaki her şeyini alıp kaçmışsa) hemen yardıma gelir: biraz daha dayan, merak etme ben yanındayım, der. Üzülme, der; her şeyini kaybetmedin: Ben varım. Belli etme zayıflığını; bunu da atlatırız.

    Oğuz Atay - Tutunamayanlar

    (via vecihininsesi)

     

  11. - Bana her şey seni hatırlatıyor be Batu!
    - Benim baktığım her yerdesin be gülüm!

     

  12. Bana anlatabilirdin Selim. Böyle bir durumda kim dinlemezdi ki seni? Ne yaptın son aylarda? Anlamasam da dinlerdim seni. Bir ‘hukukumuz’ vardı hiç olmazsa. Ölümcül düşüncelerini hafifletirdi bir insanın varlığı belki. Belki de anlatmaya çalıştın birilerine. Kim bilir? Anlatamadın; belki o insanın yüzüne bakar bakmaz anlatmanın yararsızlığını gördün.

    Başladığım hiç bir kitabı bitirememek benim doyumsuzluğum, benim şıpsevdiliğim, benim saçmalığım belki ama sen bunu en haketmeyenlerdensin 'Tutunamayanlar'. 
    Unutmuşum seni kitap; neyi anlatıyordun, nasıl anlatıyordun, Selim kimdi. Belli ki intihar etmiş Selim, ya da bende o hissi yarattı bu satırlar. Ama bazen tıpkı benim de en içimde hissettiğim gibi; anlatmaya çalışmak, anlatamamak ve anlatmaya çalışmanın bile ne büyük aptallık olacağını başından bilmek. Ve en nihayet; asla anlatamamak. 
    Anlaşılmaya, anlatabilmeye ihtiyaç duymadığım bir diyarda olabilmeyi ne çok dilerdim. Eminim seni intihara sürükleyen de, kendini anlatmaya ihtiyaç duymana sebep olan tüm olaylar bütününün de ve anlatmanın hiç bir şeyi değiştirmeyeceğini bilmene sebepler de; insanlar. 
    Üzerimizdeki ağırlıkları. Baskı, baskı, baskı. Ne büyük baskı altındayız.
    Ne çok bunalıyorum, ne çok.
    Tek nefesim, sevgilim.

     

  13. "Gerçekten seninle konuşmam gerek sevgilim!"

    Sadece işte olduğu için, yorulduğu için, sadece 3 saat konuşmaya fırsat bulamadığımız için.
    Bir adam için, hele ki senin için, bu kız olmak.
    Anlatamam, ne mutluluk.

     

  14. Diyorum ki:
    “Sen, bu güne kadar yaptığım en güzel hareketsin. Ve verdiğim en doğru karar ve yaşadığım en efsane hayat.”

    Ve ben böyle dediğimde, yüzünü keşke görebilsen sevdiğim adam. Ne güzelsin, keşke görebilsen.

     
  15. Demek ki neymiş, büyük termos o kadar da şart değilmiş :)
    Biz yine küçük termosumuzla, Joy eşliğinde güneşi doğurduk.
    06.06 sabahlardan.
    Bu an, içimde saklı artık ve içinde.
    20 Mart 2013.